Günün Şarkısı 3 Kasım 2019


Mabel Matiz – “Gözlerine”


“İlk defa bir sanatçı klibinde osmanlının bir padişahına yer veriyor BÜYÜK SANATÇISIN MABEL MATİZ”

“dislike atanlar fatih sultan mehmed portresini hazmedemeyen batılı puştlar”

“Mabel matiz abimizin bu defa ki klibi bayanların katılımı ile muhteşem bir çekim gerçekleştirmiş olup klibin ilgi çekici figürleri ve yeni yüzleri daha da hit kazandırmıştır...”

“Dansözün memintolar da tombiktoymuş.”

“Mabel,subliminalleri dayamışsın,şair arka planda ne anlatmak istiyor? :)”


Yukarıdaki cümleler tahmin edersiniz ki bana ait değil; Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Gözlerine”nin klip altı yorumlarından birkaçı. Noktasına virgülüne dokunmadan alıntıladım. Bunların yanı sıra yüzlerce farklı yorum da var, merak eden okur / okuyordur zaten. Kimileri beğenilerini anlatıyor kendince, kimileri metaforları analiz ediyor, kimileri şarkıyı bir şeylere benzetiyor, birilerine yakıştırıyor filan…


Klip altı yorumları çoğu zaman asap bozucu olsa da aslında çok şey anlatıyor. Müzisyenler nasıl bir kitleye hitap ettiğine, anlatmaya çalıştıklarının nasıl ve ne kadar anlaşıldığına dair çok fazla ipucu bulabilir bu yorumlarda. Müzisyen değilim ama bir yazar olarak ben şu ipucunu çok net görüyorum mesela: İnternet çağında yazmak, üretmek her zamankinden daha zor artık. Eskiden eğitimle, okumayla, görmeyle, denemeyle, öğrenmeyle şekillenirdi insanın algısı, bakış açısı, donanımı… Şimdi sadece internetle şekilleniyor. Oradan öğreniyor, oradan okuyor, orada görüyor, işitiyor, deniyor ve oradan bakıyoruz hayata. Hepimizin kafası karışık o yüzden. Aslında neyi sevdiğimizi, neyi beğendiğimizi, neyi önemseyip neyi ciddiye almadığımızı bile tam olarak bilmiyoruz. Kimse bilmiyor. Bu dönemde yazılanlar, üretilenler de bu kaosun içinde arıyor anlamını. Çoğu kez de bulamıyor.


Mabel’in hem şarkı sözlerinde hem de kliplerinde incelikli detaylar, göndermeler, küçük kelimelerle kurulmuş büyük cümleler, yer yer objelerle, kostümler ya da sadece atmosferle sembolize edilmiş düşünceler, duygular var. Yani internet çağının kafası karışıklarını büsbütün sersem edecek şeyler… Mabel dozu giderek arttırıyor çünkü zaman içerisinde o cesareti ve özgürlüğü buldu kendinde. “Gözlerine” de böyle bir şarkı. Bir yanıyla hummalı bir aşk şarkısı, orta doğulu ve oryantal; yani tam ağız tadımıza uygun ama öte yandan rahatsız edici, dürten, çomak sokan bir tarafı da var.


Başından beri bizi Mabel şarkılarına bizi en çok ısındıran şeylerden biri de melodilerinin kulağımıza hep tanıdık gelmesi oldu. İçinden Barış Manço, Zeki Müren, Sezen Aksu, Ajda Pekkan hatta Türkan Şoray, Sadri Alışık, Adile Naşit, Münir Özkul geçiyordu sanki şarkılarının. Belli belirsiz, bir silüet, bir iz, bir anı, bir yara tebessüm, bir yara gibi… Çetrefil şarkı sözlerine, Mabel’in çatallı sesine, zor anlaşılır diksiyonuna rağmen şarkılarının bunca sevilmesinde o aşinalığın payı büyük. “Gözlerine” ise aşinalığın dozunu biraz kaçırıp, doğrudan bir Erkin Koray şarkısı gibi tınlıyor. “Şaşkın”a benzediği yorumlarına katıldığımı söyleyemem, melodik örgü, yürüyüş, ritim filan benzese de nota diziliminin kopyalandığını söylemek haksızlık olur.


Bununla birlikte yine klip altı yorumlarında dile getirilen bir başka hususa yüzde yüz katılıyorum. Şayet İbrahim Tatlıses hâlâ aktif olarak piyasada olsaydı, ne yapar eder bu şarkıyı Mabel’den alır, okurdu. Ve yakışırdı da… Tam da bu nedenlerle “Gözlerine” diğer Mabel Matiz şarkılarından ayrı bir yere yerleşebilir ve daha uzun vadeli, daha geniş çaplı bir etki yaratabilir. Tıpkı Sezen Aksu’nun “Rakkas”ı, Tarkan’ın “Gül Döktüm Yollarına”sı, Erkin Koray’ın “Fesupanallah”ı gibi. Çünkü evet, bizim öyle “ömürlük” oryantal klasiklerimiz var; modası hiç geçmeyen, hiç eskimeyen. Nasıl ki “Rakkas”ın aslında bir tuhaf geleneğimizi, oturak alemlerini anlattığı, pistte göbek atan kimsenin umuru olmadıysa, “Gözlerine”nin ne anlattığına da takılmayabiliriz o coşkuyla. Şarkının bestesinde Sezen Aksu’nun da payı olması ve ilk kez bir şarkıda Mabel ve Sezen’in ortak imzasının olması da kaderin bir cilvesi gibi düşünülebilir buradan bakınca.


Şarkının aranjörü Sabi Saltıel ise bu sıralar yaptığı her işle kendi çıtasını yükseltiyor. Bu şarkıda da hem eski hem yeni düzenleme ve “sound” anlayışının bu kadar ustalıkla iç içe geçirilmiş olması tesadüf değil. Saltıel şimdiden 2020’li yılların Türkçe müziğinde adı sıklıkla anılacaklardan olmayı garantilemiş gözüküyor.


Ana akıma kendi müziğini kabul ettirmiş ya da kendi müziğiyle ana akım tabirinin yanına bir soru işareti koymuş bir müzisyenin bir gün bir şarkıyla ana akım geleneklerine selam durması ne derece gereklidir, doğrudur? Bu bilinçli ve stratejik bir hamle midir yoksa canı sadece eğlenmek, bu akım makım kategorizasyonlarına tekme sallamak mı istemiştir, onu Mabel’in bundan sonra yapacaklarını görünce anlayacağız.

Yavuz Hakan Tok

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme