"Sarışın Türk Kadını Olmaz!"

Seninle Üç Dakika


1975 - 4. Bölüm

Külkedisi Masalı


15 Ocak 1958’de İstanbul’da doğan Semiha Yankı’nın 17 yıllık kısacık yaşamı bir Külkedisi masalı gibiydi. Ailesi sirklerde akrobat olarak çalışırken ağabeyi kaza sonucu ölünce, para kazanıp ailesine gelir getirebilmek için gazino ve gece kulüplerinde şarkı söylemeye başlamıştı. 

Semiha Yankı, anne babası, ablaları ve ölen ağabeyi ile. 

O günlerde Kervan Plak’ın ortaklarından Yaşar Kekeva’yla tanışmış ve Orhan Gencebay’ın iki bestesi ile (“Benim Dünyam” ve “Sen de Bizdensin”) ilk plağını yapmıştı. 


Yaşından beklenmeyecek derecede güçlü bir sesi vardı. Ancak arabesk türdeki bu plak pek ses getirmeyince plak şirketi ikinci plağında aranjman okumasına karar vermiş ve bu plakta yer alan  "İnim İnim İnledim" ve "Boşverdim" adlı şarkılarının söz yazarı Ülkü Aker’le o günlerde tanışmıştı.


Bu tanışma, onun Eurovision birinciliğine kadar uzanacak macerasının da ilk adımı olacak ve Semiha Yankı,  yıllar sonra bu hikâyeyi şöyle anlatacaktı:

“Ülkü Aker’le biz zaten her dakika görüşüyorduk o günlerde. Bir gün bana bir telefon açtı ve ‘Böyle böyle bir yarışma var, katılmak ister misin?’ diye sordu. Benim Eurovision’un ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Besteci Kemal Ebcioğlu yarışmaya katılacağı bestesini seslendirecek birini arıyordu ve Ülkü Aker de beni önermişti. Ben çocukluğun verdiği hevesle ‘Katılırım tabi,’ dedim. Kalktım, gittim ve aynı gün hemen oracıkta bana şarkıyı öğretip söylettiler. Kaydı yaptık ve bant, başvuru tarihinin son günü, hatta birkaç saat kala TRT’ye ulaştırıldı. Ama ben o kadar yoğundum ki... Gecede üç dört yerde birden sahneye çıkıyor, ekmek parası peşinde koşuyordum. Her gece ayaklarım su toplamış vaziyette eve dönüyordum. Haliyle ben şarkıyı da, yarışmayı da unuttum gitti.”


Kemal Ebcioğlu, yarışmaya katılacağı şarkısını bestelediğinde, şarkıların TRT’ye teslim edilmesine sadece 24 saat kalmıştır. Babası Hikmet Münir Ebcioğlu, oğlunun bestesini dinleyince, zaten sürekli notlar almakta olduğu defterini açmış ve “Seninle Bir Dakika”nın sözlerini yazmıştır bir çırpıda. Baba-oğul hemen bir solist arayışına girerler ama müzik piyasasındaki hemen her şarkıcı zaten bir şarkıyla katılmıştır yarışmaya ve solist bulmaları pek de kolay olmayacaktır. 

Semiha Yankı ve Ülkü Aker.

Stüdyoları gezerken, tesadüfen Ülkü Aker’le karşılaşır ve sesinin güzel olduğunu bildikleri ünlü söz yazarına şarkıyı okuması için oracıkta teklif yaparlar. Ancak Ülkü Aker bunu kabul etmez ve onlara birlikte çalışmaya başladığı genç bir kızdan, Semiha Yankı’dan söz eder. Derhal Semiha Yankı’ya telefon açar Ülkü Aker. Ve sahiden de genç kız stüdyoya gelir gelmez, kayda girer. TRT’ye teslim edilecek bant ortaya çıktığında, teslim süresinin dolmasına sadece dört buçuk saat vardır.


Böyle apar topar kaydedilen şarkının finale kaldığını ise çalışmak için gittiği Adana’da öğrenecektir Semiha Yankı:

“Adana’ya program yapmaya gitmiştim. Bir otelde çalışıyordum. Annemi aramışlar, annem de beni aradı. Yarışmada finale kaldığımı, Ankara’ya gitmem gerektiğini söyledi. Ben hâlâ yarışmanın öneminin farkında değildim. Ne zaman ki Ankara’ya gittim, oradaki organizasyonu gördüm, işin ciddiyetini anladım. Şarkıyı doğru dürüst hatırlamıyordum bile. Biraz çalışıp ilk provaya çıktım. Çok büyük bir orkestra vardı ve ben ilk kez böyle bir orkestrayla şarkı söyleyecektim. İlk provada ben şarkıyı söylemeye başlayınca, yüzü orkestraya dönük olan Timur Selçuk şöyle bir dönüp bana baktı, sonra orkestrayı yönetmekten vazgeçip beni izlemeye başladı. Şarkı bittiğinde gelip boynuma sarıldı, beni tebrik etti. O sırada bütün orkestra üyeleri beni alkışlıyordu. Hayatımda o kadar heyecanlandığımı hatırlamıyorum.”

Semiha Yankı ve Timur Selçuk.

İşte Semiha Yankı’nın Külkedisi masalı böyle başlayacak ve ilk kez katıldığımız Eurovision Şarkı Yarışması, belki ülkenin değil ama Semiha Yankı’nın kaderini baştan sona değiştirecekti.


Ajda Pekkan, Esin Afşar ve Ayla Algan gibi Türkiye’de şöhret olmuş isimleri Fransız müzik dünyasına lanse etmek için gösterdiği çabayla Türkiye’de dönem dönem adından söz ettiren menajer Erkan Özerman, yarışmanın uluslararası boyutunun farkına çabuk varan ve kısa sürede bir şekilde bu işin içine kendini dâhil edenlerden olacaktı. Nitekim hem Semiha Yankı’nın menajerliğini üstlenmesi hem de “Seninle Bir Dakika”nın editörlük haklarını bestecisinden satın alması için çok fazla zaman geçmesine gerek kalmadı.

Erkan Özerman ve Ayla Algan, 1974.

Erkan Özerman’ın bu işe nasıl dâhil olduğu yıllar sonra çok tartışılacak, Semiha Yankı, Özerman için “Nereden geldi, nasıl geldi bilmiyorum; birdenbire ortaya çıktı,” derken, Özerman da kendisini TRT’nin görevlendirdiğini iddia edecekti.    

Erkan Özerman

Erkan Özerman isminin ortaya çıktığı günlerde, Özerman’ın Semiha Yankı’yı ikna etmek için “Bak, senin yarışmada birinci olmanda benim katkım büyük. Nilüfer’in yarışmadan çekilmesini perde arkasından ben idare ettim,” dediği konuşuluyordu. Erkan Özerman’ın o günlerde Anne-Marie David’le yakın iş ilişkisi içinde olduğu düşünülürse, bu dedikodunun ardında yatabilecek gerçeklik payı, doğrusu epey kafa karıştırıyordu. Yarışmanın Türkiye safhası tamamlandığına göre, bundan sonra çıkacak dedikodular ve yapılacak tartışmaların tek hedefi Semiha Yankı ve çevresindeki ekip olacaktı. Bu dedikodu, bunun ilk habercisiydi.

Anne-Marie David ve Erkan Özerman

Erkan Özerman, bundan sonra atacağı her adımda Semiha Yankı’nın yanında yer alacak, TRT ekibinin de en az onun kadar söz sahibi olduğu düşünülürse, saçının renginden giydiği elbiseye dek Semiha Yankı’ya hiçbir konuda fikir beyan etme şansı kalmayacak, yıllar sonra şarkıcı o günlerde yaşadıklarını şu cümlelerle özetleyecekti:

“Henüz 17 yaşındaydım. Yurt dışına çıkabilmem için bile babamdan yazılı izin alınması gerekti. Ben ne yapabilirdim ki?”    


Final gecesinin üzerinden çok zaman geçmeden, yarışmanın finalistlerinden Yeşim, Hey dergisi tarafından “Yılın Ümit Veren Kadın Şarkıcısı”, Nilüfer de “Yılın Kadın Şarkıcısı” seçilir ve derginin düzenlediği turne kapsamında Türkiye’yi dolaşırken, Ali Rıza Binboğa “Biliyorum, Türkan Şoray benimle film çevirmek isteyecek. Kabul eder miyim hiç? Adımdan yararlanmak istiyor,” diye beyanat verecek, Serter Bağcan, lokallerden gelen tekliflerin cazibesine kapılıp Ankara’dan İstanbul’a taşınacak, Semiha Yankı’yı Eurovision’a sokan Ülkü Aker, 1976 yılında yapılacak yarışmaya kendi söyleyeceği bir şarkıyla katılacağını açıklayacak, Cici Kızlar “Zaten ülkeyi temsil edebilecek yeterliliğe sahip değildik,” diyerek birinciliği kıl payı kaçırmalarını dert etmeyecek, Atilla Atasoy, yakında açmayı planladığını eczanesinde ilacın yanı sıra plak da satacağının müjdesini verecek, Gökhan Abur, adını Tuğba ya da Tulya koymak konusunda kararsız kaldığı bir kız çocuk babası olacak,  Esin Afşar, yarışma şarkısına gönderme yaparak Hey dergisine “canı sıkılan kadın” pozları verecek, Timur Selçuk, Şişli Terakki Lisesi’nde vereceği konserde “Dertlerinize ilaçla değil, müzikle derman olmaya çalışacağım,” diyerek sahneye hastabakıcı kıyafetiyle çıkacak ve ilk Eurovision Şarkı Yarışması tecrübemiz, kendi yıldızlarını böylece yaratacaktı.


“Benim Değerimi Ancak Avrupalılar Anlar”

Şubat ayında yapılan finalden 23 gün sonra TRT, Eurovision’a katılan tüm sanatçıları plaket ve ödül töreni için Ankara’ya çağırdı ve gecikmeli ödüller Televizyon Daire Başkanı Yılmaz Dağdeviren’in odasında sanatçılara takdim edildi.


Ödül töreninde Yılmaz Dağdeviren şöyle konuşacaktı:

“İlk defa böyle bir yarışma düzenleyen TRT, bütün çabalarına rağmen tam anlamıyla eksiksiz bir organizasyon yapmış değildir. Birçok hatalarımız olmuştur. Fakat iyi niyetle çalıştığımız bir gerçektir. Bizi kutlayanların yanında çok ağır olarak eleştirenler de olmuştur. Biz şuna inanıyoruz ki, Eurovision 1976 Türk Hafif Müzik yarışması çok daha güzel ve en az hatalı yarışma olacaktır. Şimdiden katılacak tüm sanatçılara başarılar dilerim.”


Bu coşkuyla Semiha Yankı da oracıkta bir açıklama yaparak, gelecek yıl yarışmaya kendi bestesiyle katılacağını ve şarkıyı da ablası Safiye Yankı’nın seslendireceğini müjdeleyecekse de ne Yılmaz Dağdeviren’in 1976 yılı için başarı dilekleri ne de Semiha Yankı’nın bu iddiası gerçek olacak ve Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye tarihinde 1976 yılı hanesi boş kalacaktı.


Bütün basın Semiha Yankı’nın peşinde koşuyor, organizasyonun sahibi TRT, bu konudaki imtiyazını kullanarak yazılı basından bir adım önde gidiyordu. Hatta Semiha Yankı’yı kolay kolay hiçbir magazin haberinin konu edilmediği, stüdyoda ilgili ilgisiz canlı yayın konuklarının ağırlanmadığı o günlerin alabildiğine ciddi televizyon haber bültenlerinde bile görmek mümkündü. Külkedisi bir anda prenses olmuştu.


Ne var ki Semiha Yankı’nın o ışıltılı günlerin heyecanı ve 17 yaşının toyluğuyla art niyetsiz bir biçimde sarf ettiği kimi sözler, haber peşinde olan gazetecilerin usta kalemlerinde dallanıp budaklanacak, gün gelip başına iş açacaktı. Önce şu cümleler düştü gündeme: “Artık tavernalarda yetmiş beş lira yevmiyeye paydos! Bundan böyle ben de havamı atacağım!..”


Daha çocuk denecek yaşta kendini sahnede bulmuş gencecik bir kızın haklı zafer sarhoşluğu sayılabilecek bu sözler nispeten makul karşılanırken iş bu kadarla kalmayacak, asıl bomba bu sözlerin hemen ertesinde patlayacaktı. Saklambaç gazetesinin manşetine çıkan röportajda Semiha Yankı’nın şu cümleleri sarf ettiği iddia ediliyordu: 

“Bundan sonra benim için birinci planda Avrupalılar gelir, ancak onlar benim değerimi anlar. Zaten artık benim Türk seyircisine hiç ihtiyacım yok. Kendimi Avrupalı müzikseverlere kabul ettirip, onlara hitap edeceğim.”


Semiha Yankı tam da o günlerde yarışma hazırlıkları için Erkan Özerman’la birlikte Paris’teydi. Bu yüzden haberi duyması da, kendini savunması da bir hayli geç olacak, ülkede bir infiale dönüşecek tepkilerin önünü almakta hayli güçlük çekecekti. Manşete çıkan cümleler ne niyetle ve ne şekilde söylenmişti, doğru muydu, abartılmış mıydı, yoksa Semiha Yankı’nın yıllar sonra iddia edeceği gibi, kendisine karşı güdülen kişisel bir intikamın sonucu mu, bir komplo muydu, bunu hiç bilemeyecektik. Ancak Yankı’nın yarışma bitip yurda döndükten sonra, söylediği ya da söylemediği bu cümleler yüzünden Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanması tam üç yıl sürecek ve sonuçta mahkeme beraat kararı verecekti.


Semiha Yankı bir başka sıkıntıyı da Paris yolculuğu başlamadan önce Türkiye’de yaşamıştı. Yankı’nın sözleşme ile bağlı olduğu Kervan Plak firması, “Seninle Bir Dakika”yı plak yapmak istiyor, ancak şarkının yayın haklarını üzerine alan Erkan Özerman buna izin vermiyordu. Semiha Yankı arada kalmıştı. O güne dek iki 45’liğini piyasaya sürmüş olan Kervan Plak, elindeki iki yıllık sözleşmeyi öne sürerek, Yankı’nın şarkıyı başka bir firma hesabına okuyamayacağını söylüyordu. Bu anlaşmazlık nedeniyle şarkı bir türlü Türkiye’de plak olarak piyasaya çıkamıyordu.


Tam da o günlerde plakçı vitrinlerini süslemeye başlayan yeni Semiha Yankı plağı, görenleri hayrete düşürecekti bu yüzden. “Seninle Bir Dakika”nın plak yapılamamasını fırsat bilen İş Plak isimli korsan bir firma, şarkının Türkiye finalindeki kaydını plak haline getirmişti. Türkiye finali gecesi televizyon yayınından yapılmıştı bu kayıt. Plağın arka yüzüne ise Yankı’nın Kervan Plak hesabına yayınlanan ikinci 45’liğinde yer alan “İnim İnim İnledim” adlı şarkı konulmuştu.


Yaşar Plak ve Erkan Özerman arasındaki hak sahipliği tartışması ancak yarışmadan sonra çözülebilecek ve Semiha Yankı, Erkan Özerman’la yollarını ayırır ayırmaz, şarkıyı Kervan Plak hesabına plak yapacak, aynı günlerde Barclay firmasının Türkiye temsilciliğini üstlenen Melodi Plak da şarkının Avrupa için hazırlanan ve B yüzünde İngilizce versiyonun yer aldığı plağı Türkiye’de piyasaya sürecekti. 


Böylece plakçı raflarında üç farklı “Seninle Bir Dakika” plağı boy gösterecekti bir süre sonra. Ancak şarkının kaymağını yiyen ve en çok satılan, hiç kuşkusuz finalden önce piyasaya sürülen korsan plak olmuştu.


Semiha Paris’te

Semiha Yankı, Erkan Özerman  ve Kemal Ebcioğlu, 1 Mart 1975 günü Fransa’ya hareket ettiler.  Bir süre sonra Türkiye’ye Semiha Yankı’nın Paris’te Barclay firmasıyla bir sözleşme yaptığı haberi ulaştı. Sözleşmeye göre ilk olarak “Seninle Bir Dakika” nın İngilizce versiyonu için stüdyoya girilmişti. Şarkının İngilizce sözlerini Paris’te Türkiye’nin OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) müsteşarı olarak görev yapan Aydemir Koç’un karısı ve eski Adalet Bakanı Mehmet Sedat Çumralı’nın kızı olan Dilek Koç yazmıştı. 

Semiha Yankı Paris'te.

Şarkı, Türkçe versiyonuyla birlikte 45’lik olarak yayımlanacak, bu 45’lik aynı zamanda İsveç’te de şarkımızın tanıtımı maksadıyla basına dağıtılacaktı. Şarkının İngilizce versiyonu “Love Is The Name Of The Game” adını taşıyordu ve yabancı dil bilmeyen Semiha Yankı’nın şarkıyı doğru telaffuz edebilmesi için bir hayli çalışılmıştı. 


Erkan Özerman’ın Semiha Yankı’yı Paris’e götürmesi sonrasında orada yaşananlar, Özerman ve Yankı arasında yıllar sonra ateşlenecek bir tartışmaya sebep olacaktı. Erkan Özerman, Semiha Yankı’yı Paris’te, o günlerde “elmas kralı” olarak adlandırılan Türkiye kökenli Jan Have Tosunyan ile tanıştırmış ve Yankı, yirmi gün boyunca Tosunyan’a ait olan bir evde tek başına kalmıştı. O evde sadece peynir ve reçel yemiş, aç kalmış, koltukta uyumuş ve yalnızca stüdyoya gitmek için evden çıkarılmıştı. Bu durum ve sonrasında yaşananlar, Yankı ile Özerman’ın yollarının yarışmadan hemen sonra ayrılmasına neden olacak, yarışma dönüşü mesele basına da yansıyacaktı. Ancak o günlerde henüz kimse bundan haberdar değildi.   


Erkan Özerman’ın Semiha Yankı’yı Paris’e götürmesi şarkının yeniden düzenlenmesi ve kaydedilmesinin yanı sıra yarışmadan bağımsız olarak Yankı’nın Barclay firması ile anlaşma yapıp yurt dışına lanse edilmesi amacını taşımaktaydı aslında. Ancak henüz çok genç ve tecrübesiz olan Semiha Yankı’nın orada yaşadıkları ve bu süreçte Türkiye’deki ailesiyle haberleşememesi Özerman ve Yankı arasındaki sözleşmenin kısa süre sonra feshine neden olacaktı.   


Türkiye’de yarışmaya gösterilen ilgi ve duyulan heyecan, yarışmaya katılan 19 ülkenin şarkılarına ait tanıtım filmlerinin 11 ve 13 Mart günleri televizyonda yayınlanmasıyla doruğa çıkaktı. Rakiplerimizi tanımış oluyorduk böylece. Artık Türkiye’nin rakipleri arasında ne kadar şansı olduğuna dair fikir yürütmemiz daha kolaydı.


Türkiye’de henüz renkli yayın teknolojisi olmadığı için “Seninle Bir Dakika”nın Ankara, Afyon, Antalya, Alanya, Side, Silifke, Mersin, Göreme ve Ürgüp’te kilometreler aşılarak çekilen tanıtım filmi, siyah beyaz olarak kayda alınmıştı. 


Şarkının stüdyo kaydı o günlerde henüz yapılamadığı için de filmde Yankı’nın Türkiye elemelerindeki final gecesi performansının ses kaydı kullanmış, canlı seslendirilirken 3 dakikayı aşan şarkının bir kısmı kesilerek kısaltılmıştı. TRT’nin yayını zaten siyah beyazdı ama Avrupa’da çoktan renkli yayına geçmiş televizyon kanallarında filmimizin siyah beyaz yayınlanacak olması, bir geri kalmışlık göstergesi olarak can sıkıcıydı.  


Türk ekibi, 20 Mart günü Stockholm’e ulaştı. Ekipte Semiha Yankı, Erkan Özerman, Kemal Ebcioğlu ve Timur Selçuk’un yanı sıra TRT’den Yılmaz Dağdeviren, Bülent Özveren, İskender Salgırlı ve İzzet Öz vardı. Türkiye’de yayın yapan hemen hemen tüm gazete ve dergilerden temsilciler de yarışmayı izlemek üzere İsveç’e gelmişti.

O günlerin uluslararası politik dengelerine göre güvenlik açısından riskte sayılabilecek ekipler olan İrlanda, Türkiye ve İsrail ekipleri aynı otele yerleştirilmiş ve yarışmanın yapılacağı salona yüz metre mesafedeki Holiday Inn adlı bu otel, diğerlerinden çok daha sıkı bir koruma çemberine alınmıştı.


İlk prova 21 Mart günü yapıldı. Provalar ilk gün 40, sonraki günler 20 dakika üzerinden planlanmıştı. Günün programları, salona yerleştirilen dâhili televizyondan dakikası dakikasına yayınlanıyor, provalar ise renkli televizyonlardan naklen izlenebiliyordu. Türk ekibi, İsveç’teki organizasyonun profesyonelliği ve teknolojinin üstünlüğü kadar diğer ülke ekiplerinin tanıtım ve kulis faaliyetlerinden de etkilenecek ve ilk kez katıldığımız bu yarışmada, aslında neler yapmamız gerektiği konusunda epeyce fikir sahibi olacaktı.


Aynı menajerlik firmasına bağlı Hollanda, İsviçre, İsrail ve Norveç ekiplerinin kaldıkları otelin iki büyük dairesini tanıtım bürosu haline getirerek, büyük bir reklam kampanyasına girişmelerini ve tanıtım filmlerini video-bantlardan basın mensuplarına izlettirmelerini Türk ekibi şaşkınlıkla takip edecekti. Semiha Yankı’nın yarışma şarkısını da plak yapan Barclay firmasının, Fransız ekibi için akşam yemeği düzenlemesi gibi çok sıradan lobi faaliyetleri bile, Türk ekibinin Erkan Özerman marifetiyle yapmaya çalıştığı tanıtımla kıyaslandığında çok şaşaalı kalıyor, İsveç’ten Türkiye’ye haberler ulaştıkça, yarışmaya ne kadar hazırlıksız gittiğimiz ortaya çıkıyordu. Buna karşılık Stockholm basın ataşemizin verdiği kokteyle bir önceki yılın yarışma birincisi Abba topluluğunun katılması, İsveç gazetelerinin biraz da olsa Türk ekibinden bahsetmesine neden olacaktı.  


“Sarışın Türk Kadını Olmaz !”

Aynı günlerde Türk ekibinin kendi içinde yaşadığı uyuşmazlıklar da Türkiye’de yarışmayla ilgili yapılan haberlerin satır aralarında okunabiliyordu. Orkestra şefi Timur Selçuk’un kendisine hiçbir inisiyatif tanımayan besteci Kemal Ebcioğlu’yla arası pek iyi değildi. Türkiye’nin basın toplantısı, Semiha Yankı’nın geç kalması ve aranıp bulunamaması yüzünden bir kez ertelenmiş, ikinci defada da zar zor yapılabilmişti. Basın toplantısında yabancı dil bilmeyen şarkıcımızın tercümanlığını Bülent Özveren ve Timur Selçuk yapacak, Semiha Yankı’nın uygun bulunmayan kimi cevapları, tercümanları tarafından sansürlenerek basın mensuplarına iletilecekti.

Semiha Yankı İsveç'te yarışmanın yapılacağı salonun önünde.

Genel olarak Türk ekibinin bir başıboşluk içerisinde olduğu ve bu yüzden Yılmaz Dağdeviren’in istediklerinin birçoğunu yapamadığı iddia ediliyor, aynı zamanda TRT ekibi ile Erkan Özerman arasında yarışma gecesi giyilecek kıyafet konusunda tartışma çıktığından bahsediliyordu.

Söylenenlere göre TRT ekibinden birileri Semiha Yankı’ya, daha Türkiye’de iken “Sarışın Türk kadını olmaz!” ikazıyla saçlarını koyu renge boyatması talimatı vermiş, zaten hiçbir konuda kendisine fikir sorulmayan Semiha Yankı çaresiz, denileni yapmıştı. 


Daha sonra çok ama çok uzun tartışmalara neden olacak kıyafet konusu ise ayrı bir muammaydı. Denilenlere göre Erkan Özerman’ın Semiha Yankı’yı Paris’e götürmesinin bir sebebi de yarışma için elbiseler almaktı ancak Semiha Yankı, yıllar sonra elbise konusunu yalanlayacak ve Paris’ten kendisine bir şey alınmadığını söyleyecekti. Gerçekten de Yankı’nın yarışma gecesi giydiği kıyafet, Ankaralı bir modacı tarafından hazırlanmış ve Türk motifleri taşıdığı düşünülen bu kıyafet Türkiye’den getirilmiş, hatta TV’de 7 Gün dergisi 10 Mart 1975 tarihli sayısında Yankı’nın o elbise ile çekilmiş fotoğrafını, “”350 Liralık Basma Entari İle Yarışacak” başlıklı haberinde kullanmıştı.


O günlerin zaten çok içine kapanık olan ve kendini Avrupa karşısında dışlanmış hisseden Türkiye’sinde Semiha Yankı’nın yarışma gecesi giydiği elbise çok yerel, demode, bizi “geri kalmış” gösteren ve bir genç kıza yakışmayan bir kıyafet olduğu gerekçesiyle acımasızca eleştirilecek, hatta yarışmanın sonunda aldığımız kötü dereceye biraz da bu elbisenin sebep olduğu bile iddia edilecek ve bugün hala Semiha Yankı’nın evinin başköşesinde bir camekân içerisinde saklı duran o elbise, 1975 Eurovision Şarkı Yarışması maceramızın başkahramanlarından biri olarak tarihe böyle geçecekti.


Aynı elbise, 30 yıl sonra ise bir kez daha Eurovision sahnesine çıkacak ve Semiha Yankı, konuk olarak katıldığı 2005 yılı Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye finalinde, “Seninle Bir Dakika”yı tekrar o elbiseyle seslendirecekti.   


Türk ekibindeki bir başka huzursuzluk da dil sorunu yüzünden çıkmıştı. O yıllarda yarışmada ülkelerin şarkılarını kendi resmi diliyle icra etmesi zorunluluğu yoktu. Nitekim Finlandiya, Malta ve Norveç gibi bazı ülkeler şarkılarını kendi dillerinde değil, İngilizce olarak seslendiriyorlardı. Gelen haberlere göre son dakikaya kadar “Seninle Bir Dakika”nın Türkçe mi İngilizce mi söyleneceğine karar verilememiş, provalarda bir İngilizce bir Türkçe söylenmiş, bu belirsizlik Semiha Yankı’yı kızdırmıştı.

Semiha Yankı ve TRT Televizyon Daire Başkanı Yılmaz Dağdeviren İsveç'te.

Sonuçta şarkının Türkçe olarak seslendirilmesine karar verildi. Bu karar da yarışmadan sonra Türkiye’de tartışılacak ve gazetelerin yaptığı soruşturmalarda halkın büyük çoğunluğu Semiha Yankı’nın şarkıyı Türkçe söylemesini yanlış verilmiş bir karar olarak nitelendirecekti.

Gazeteci Yener Süsoy, o günlerde muhabiri olduğu Hey dergisi için İsveç izlenimlerini şu satırlarla kaleme alıyordu:

“Stockholm’deki düzenli hayat ve ilginç trafik, Türk ekibini oldukça fazla etkiledi. Tek bir klakson sesinin duyulmadığı şehirde herkes alabildiğine rahat. Otelin önünde dudak dudağa öpüşen çiftlere kimse dönüp bakmıyor bile.”


Dünya üzerinde ortalama 800 milyon kişinin izleyeceği tahmin edilen yarışma, 22 Mart 1975 gecesi Türkiye saatiyle 22:00’dan itibaren naklen yayınlanmaya başladı. Aylardır her ayrıntısıyla gündemimizi meşgul eden yarışmanın final gecesi nihayet gelmiş, ekran başında nefesler tutulmuştu. Hemen her evde, günlük gazetelerin yayımladığı puan tabloları ve kalemler hazır edilmiş, tüm Avrupa’da renkli yayınlanıyor olmasına rağmen, bizim siyah-beyaz izleyeceğimiz final, Eurovision ambleminin ekranda görünmesiyle resmen başlamıştı.



DEVAM EDECEK

GELECEK BÖLÜM: "İLK HEZİMET"


Yavuz Hakan Tok

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder