"Ajda Saçmalıyor!"

Seninle Üç Dakika

1980 - 2. Bölüm


“Hızlı, Ritimli, Bol Vokalli...”


“Daha önceden asil listedeki bestecilerin eserlerini hiç söylediniz mi?

Şarkı siparişi verilecek bestecilerin adları belli olduğunda İstanbul Radyosu’nda bekleyen gazetecilerin Ajda’ya sordukları ilk soru buydu. Ajda’nın cevabı kısa ve netti: “Hayır. İlk kez onların bestelerini söyleyeceğim.”



Şerif Yüzbaşıoğlu ve Ajda Pekkan, Atina'ya gitmek üzere uçağa binerken, Yeşilköy Havalimanı, 1969

Ajda, o anın heyecanıyla unutmuş olmalıydı. Zira 1969 yılında, üstelik yine bir uluslararası yarışma olan ve Yunanistan’da düzenlenen Apollonia Müzik Festivali’nde Şerif Yüzbaşıoğlu’nun bestesi “Perhaps One Day” ile dördüncü olmuştu. 


Ajda Atina'da, 1969

Attila Özdemiroğlu ise Ajda’nın ilk plaklarına aranjör olarak imza atmış, hatta o yıllarda Ankara’da yaşayan Özdemiroğlu, Odeon Plak’la 10 Ajda plağına düzenleme yapmak için anlaşma imzalayınca İstanbul’a taşınmıştı.   

Attila Özdemiroğlu

Tabii şu da bir gerçekti ki, Ajda’nın kariyeri boyunca bestelerini seslendirdiği yerli besteci sayısı bir elin parmakları kadar bile değildi. Yani Ajda sadece bir yarışma girmiş olmanın riskini almıyor, aynı zamanda kendi kariyeri için de risk unsuru yüksek bir işin içine giriyordu.

Seçilen bestecilere görev tebliğ etme işi Bülent Özveren’e verilmiş, Özveren de toplantıdan sonra konuştuğu Hulusi Tunca’dan bestecilerin adres ve telefonlarını bulmak konusunda yardım istemişti. Böylece ertesi gün, yani 2 Aralık 1979 Pazar günü, Bülent Özveren, yine TRT’den Bülent Varol, Hey dergisinden Hulusi Tunca ve foto muhabiri Haluk Aktar’la birlikte tek tek bestecilerin evlerine gidecek ve TRT tarafından kendilerine verilen görevin tebligatını yapacaktı.


Öğle saatlerinde Taksim’deki Keban Oteli’nde buluşan ekip, önce Şerif Yüzbaşıoğlu’nun Gümüşsuyu’ndaki evine gitti. Onu evde bulamayınca Esentepe’ye geçip, Attila Özdemiroğlu’nun kapısını çaldılar.


Özdemiroğlu sözleşmeyi okuyup imzaladıktan sonra ekip bu defa Turhan Yükseler’i ziyaret etmek üzere Şişli’ye gitti.
   

Şişli’den sonra istikamet Kurtuluş’taki Cenk Taşkan’ın eviydi. Taşkan’a da görev tebliğ edilip sözleşme imzaladıktan sonra bu defa Anadolu yakasına geçmek üzere yola çıkıldı.


O günlerde Bursa’da askerliğini yapmakta olan Melih Kibar, hafta sonu için İstanbul’a gelmişti Feneryolu’ndaki evindeydi.


Pazar günü evinde bulunamayan Şerif Yüzbaşıoğlu ise pazartesi günü Stüdyo Hayri’de bulunacak ve sözleşmeyi orada imzalayacaktı.


Böylece beş bestecinin beşi de TRT tarafından verilen görevi kabul etmişti. Bu durumda, aksi bir şey olmadığı sürece süreçte yedek bestecilere iş düşmeyecekti.

Beş besteci, Ajda Pekkan, Beste Ismarlama ve Eleme Jürisi üyeleri ve TRT yetkilileri 4 Aralık Salı günü İstanbul Radyosu’nda ilk kez bir araya geldi.


Bu ilk toplantı gayet olumlu bir havada geçti. Orada bulunan herkes, yarışmanın şartnamesi ve bundan sonrasındaki gidişatıyla ilgili fikir ve görüşlerini beyan etti ve görüşülen bazı hususların TRT yönetimine teklif olarak götürülmesi kararı alındı.


Şartnamede, şarkı sözlerinin 10 Aralık tarihine kadar teslim edilmesi isteniyordu ki besteciler önlerinde kalan sürenin buna yeterli olmayacağı görüşünde fikir birliği ediyorlardı. Yine şartname gereği şarkıların tek bir piyano eşliğinde kaydedilerek teslim edilmesi gerekiyordu. Peki bu bantlarda şarkıları kim seslendirecekti? Tek bir piyano ile şarkının havasını doğru yansıtmak mümkün olabilecek miydi?


Beş besteciden istenen beş şarkının, halka sunulmadan önce üçe indirilecek olması da bestecilerin pek aklına yatmamıştı. Finalde doğrudan doğruya beş eserin de yarışması isteniyordu. Bütün bu hususlar TRT yönetimine sunulmak üzere yazıya dökülecek, bir kısmı kabul görürken, bir kısmı göz ardı edilecekti. Yine de TRT’nin bestecilerle böylesi bir işbirliğine gitmesi herkesi memnun etmişti. Ajda Pekkan’ın göreve seçilmesiyle doğan iyimser hava, giderek artıyordu.



Bu ilk toplantıda Ajda Pekkan bestecilere karşı hem çok sıcak hem de bir o kadar mesafeliydi. Bestecilerden hiçbir özel isteği olmadığını beyan edecek, hatta şimdiden tartışılmaya başlanan vokal grubu ve şarkı söz yazarı seçimlerinde bestecilerin tamamıyla özgür olduklarını söyleyecekti. “Benim tarzımı ve ses rengimi biliyorsunuz zaten,” diyordu Ajda. “Biliyorsunuz Eurovision’da ritmik parçalar geçerli. Hızlı, ritimli, bol vokalli bir beste bize çok şey kazandıracaktır.”


Görevlendirilen beş besteci bir anda gündemin baş köşesine oturmuştu. Gazete ve dergilerde sürekli haberleri çıkıyor, demeçleri baş sayfalarda yer buluyordu. Ortada hem bir dayanışma, hem bir rekabet, hem bir milli görev bilinci hem de içten içe bir soğuk savaş vardı. Kabul etmeli ki bu beş besteci arasında mekik dokumak zorunda kalacak olan Ajda Pekkan’ın işi en zoruydu. Her birine aynı mesafede durabilmek, tarafsız kalabilmek ve bunu kamuoyuna da net bir şekilde gösterebilmek gerekiyordu.


Oysa daha şarkılar ortaya çıkmamışken bile herkes Ajda’nın gönlünün en çok kimden yana olduğunu merak ediyordu. Kuşkusuz besteciler de… Öyle ki, beş besteciden dördü, yıllardır Ajda şarkılarına imza atmış söz yazarı Fikret Şeneş’le çalışmaya çoktan niyet etmişti bile. Fikret Şeneş kuşkusuz ülkede bu işi en iyi yapabilecek birkaç isimden biriydi. Ancak bestecilerin bu düşüncesi daha ziyade taktik hesap nedeniyleydi.

Fikret Şeneş ve Ajda Pekkan

Öte yandan ismi yedek listede kalan besteciler cephesinde tepki vardı. Bunlardan biri olan Selmi Andak şöyle diyordu:

“TRT’nin beş kişilik bir kurul kanalıyla, bestecileri - başvuruları olmadan – asil ve yedek diye ayırması ve adlarını yayınlaması sınıf, renk, ırk ayrımı gibi bir klas farkı yaratmaktadır. Bu yakışıksızdır ve insan haklarına aykırıdır.”


Bir başka “yedek besteci” olan Esin Engin de Selmi Andak’la aynı fikirdeydi:

“Kesinlikle böyle bir görevi kabul etmiyorum. Jüri böyle bir ayrım yaparak bizi halkın gözünden düşürdü, küçülttü. Yapılan komediden başka bir şey değil.”


Seçilen ilk on besteci arasında adı geçmeyen Ali Kocatepe de tepkisini şöyle dile getiriyordu:

“Jürinin bestecileri seçerken hangi ölçüleri dikkate aldığını gerçekten anlayamadım. Eğer akademik bir kariyer ölçü olarak alınmışsa, listede bu niteliğe sahip olmayanlar var. Eğer bestecilerin bundan önce ürettikleri eserleri dikkate alınmışsa, hayatlarında bugüne kadar bir – iki beste yapmış arkadaşlar var listede.”
   

Bu konudaki tartışmalar süredursun, o hafta sonunun cumartesi gecesi Ajda Pekkan televizyonda Halit Kıvanç’ın sunuculuğunu üstlendiği “Zaman Zaman İçinde” adlı eğlence programının konuklarından biriydi. Ancak bu konukluk Eurovision’la ilgili değildi. Hatta programda izleyeceğimiz Ajda, bildiğimiz Ajda da değildi. Programın formatı gereği her bölümde bir Türk müziği solisti pop şarkısı, bir pop şarkıcısı da alaturka şarkı söylüyordu. Ajda da o gece ekranda ilk kez bir alaturka şarkı söyledi.  



Özenli Türkçe telaffuzu, ölçülü gırtlak nağmeleri, bir süre önce boyadan yandığı için kısacık kestirdiği koyu renk saçları ve alaturka tuvaleti ile Ajda “Ayrılık Yaman Kelime” adlı şarkıyı öyle güzel söyleyecekti ki, ekran başındaki herkes Eurovision için Ajda’nın seçilmiş olmasına bir kez daha sevinecekti. Ajda’nın başaramayacağı iş yoktu. Şüphesiz bunu da başaracaktı.


“Ajda’ya Danışmaya Hiç Niyetim Yok!”


Bestecilerle yapılan ilk toplantıdan beş gün sonra Ajda Pekkan, Çiğdem Talu'nun evindeydi. Melih Kibar o yine askerlik nedeniyle sadece hafta sonu için İstanbul’daydı ve bu yüzden fazla zamanı yoktu. Görüşmede Melih Kibar’ın besteleri dinlendi, şarkı sözleri okundu ve Eurovision için hangi şarkıların uygun olabileceği konuşuldu. Bu ilk görüşmeden çıkan haber, Ajda’nın Melih Kibar’ın bestelerinden çok etkilendiği ve Eurovision haricinde de birlikte çalışmak istediği, hatta üç besteyi de yeni uzunçalarına koymak üzere satın aldığı yolunda idi ancak bu haber hiçbir zaman gerçeğe dönüşmeyecekti.    


İkinci görüşme Atilla Özdemiroğlu ile oldu. Fikret Şeneş’in de katıldığı bu görüşmede yine kimi besteler dinlendi, fikir alışverişinde bulunuldu. Ancak Atilla Özdemiroğlu, görüşmeden sonra yapacağı açıklamada söz yazarı olarak Fikret Şeneş’le çalışmayacağını, şarkının sözlerini kendisinin de yazma ihtimali olduğunu ifade edecekti.


Fikret Şeneş, Ajda Pekkan’ın Cenk Taşkan’la görüşmesi esnasında da hazır bulunuyordu. Cenk Taşkan, hazırda var olan bestelerini dinletti, Ajda, şarkıları beğendiğini söylemekle yetindi.


Turhan Yükseler besteci olarak görevlendirince, hemen bir şarkı bestelemişti ve Ajda’yla görüştüğünde henüz bestesinin rötuşlarını yapma aşamasındaydı.


Besteciler arasında Ajda Pekkan’la görüşmeye ihtiyaç duymayan tek isim Şerif Yüzbaşıoğlu olacaktı. Yüzbaşıoğlu hem “Bu konuda Ajda’ya danışmaya hiç niyetim yok çünkü yıllardır Ajda’yı da sesini de tanırım,” diyerek tavrını başından ortaya koyacak, hem de diğer besteciler gibi açıklamalar yapmaktan kaçınarak sessiz ve derinden ilerlemeyi tercih edecekti.



Hey dergisinin 17 Aralık 1979 tarihli sayısında Hulusi Tunca tarafından kaleme alınan “Besteler Yarı Hazır Ama Sözler Hâlâ Yazılmadı” başlıklı haber, şarkılar konusundaki son gelişmeleri ilk kez bestecilerin ağzından kamuoyuna aktarıyordu.


Attila Özdemiroğlu: “Önce bestemi yapıp, ondan sonra da ona göre söz yazdıracağım. Bu konuda Fikret Şeneş ile temaslarımız oldu. Fakat kesinlikle onun yazması söz konusu değil.”


Cenk Taşkan: “Hazırladığım iki besteyi Fikret Şeneş’e verdim. Birinin sözleri hemen hemen tamam. Hatta adının da ‘Hoş Geldin Dünyama’ olmasını düşünüyoruz. İkinci bestenin sözleri de bugün yarın belli olur. O da hazır olunca hemen Ajda Hanım’a dinletecek ve onun da görüşlerini aldıktan sonra ikisi arasında bir seçim yapacağım.”


Melih Kibar: “Çiğdem Talu ile birlikte gene ortak bir çalışmanın içine girdik. Aklımıza geldikçe ben notaya, o da kağıtların üzerine döküyor içinden geçenleri. Anlayacağınız benim bestem sözü ve müziği ile aynı anda ortaya çıkacak.”


Şerif Yüzbaşıoğlu: “Benim anlayışıma göre önce beste yapılır, sonra ona göre söz yazılır. Bestemi hazırlamaya başladım. Önümde abartmasız yüzlerce söz var. Bu arada her gün bir yığın şarkı sözü yazarı telefon edip birlikte çalışmamızı teklif ediyor. Bestem tamamlansın, sözlere sonra sıra gelecek.”


Turhan Yükseler: “Büyük jüri Ajda Pekkan’ı seçince hemen onun için bir parça hazırlamaya başladım. 5 Aralık’ta piyanonun başına oturdum. Hemen hemen bitti sayılır. Yalnızca finali kaldı. Vokalli, ritmik bir parça. Sözlerini Fikret Şeneş yazacak.”


Şartname gereği besteciler şarkıların sözlerini 10 Ocak 1980 tarihine kadar TRT’ye teslim etmek zorundaydılar. Zaman giderek daralıyor, bestecilerin tamamıyla iletişim kuramayan Ajda'nın tedirginliği gün geçtikçe artıyordu. Şarkılar kısmında yeterince etkin olamadığı düşünen Ajda cephesi bir yandan da yurt dışı bağlantıları ve tanıtım üzerine kafa yoruyordu. 



Ajda'nın menajeri Egemen Bostancı, bu maksatla Ajda'yla birlikte Ankara'ya gideceklerini, Başbakan Süleyman Demirel, Mieclis Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil, Turizm Bakanı Barlas Küntay ve TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu'nu ziyaret edeceklerini açıklamıştı basına. Açıkça dile getirilmese de Ajda, TRT'nin bu safhada onu yalnız bıraktığını düşünüyor, bu söylenti kulaktan kulağa yayılıyordu.   

"Ajda Saçmalıyor!"

Tam da o günlerde Ajda'nın 4 Ocak 1980 tarihli Gong dergisinde  yayımlanan sözleri ortalığı karıştıracaktı. Ali Rıza Türker'in Ajda'yla yaptığı kısa röportaj şöyleydi:



Ali Rıza Türker: Eurovision şartnamesinin "Türk Motifli" beste ilkesine Eurovision kalıplarına uygun düşmediği için karşı çıktığın söyleniyor. Sen ne diyorsun?..

Ajda Pekkan: Şartnamenin öngördüğü bir noktaya itiraz etmem olanaksız. Yalnız ben, hazırlanan bestelerin sesime uygun, pop ritminde ve canlı olmasını istiyorum. 

Ali Rıza Türker: Sonuçta kendine uygun görmediğin bir besteyle karşılaşırsan ne yapmayı düşününürsün?

Ajda Pekkan: Vallahi şu Zerrin'in söylediği Orhan Gencebay'ın bestesi "Gönül"ü koltuğumun altına alır, giderim. 

Ali Rıza Türker: Fakat nasıl olur?.. Plak olmuş bir parçayla Eurovision Yarışması'na katılman olanaksız. 

Ajda Pekkan: Evet biliyorum. Verdiğim bir örnekti. "Gönül" benzeri bir parça demek istedim. Akdeniz havasını verecek bir parça olmalı. Gencebay'ın "Gönül" parçasında bu motif çok güçlü.  



“Gönül”, Orhan Gencebay’ın eski bir bestesiydi ve arabesk formundaydı ancak o günlerde şarkının Esin Engin tarafından düzenlenen yeni versiyonu çok popüler olmuştu. Bu versiyon disko ritmindeydi, çok hızlı ve dinamikti ve bir anda “hit” haline gelmiş, şarkıyı seslendiren genç şarkıcı Zerrin Özer’i de zirveye taşımıştı.



Yarışmanın herkes tarafından çok iyi bilinen şartnamesi gereği, daha önce yayınlanmış bir şarkıyla ülkeyi temsil etmek mümkün değildi. Şüphesiz bunu Ajda Pekkan da biliyordu. “Gönül”den çok etkilenen Ajda Pekkan, görüştüğü bütün bestecilere o şarkıyı örnek vermişti ve onun için hazırlanan bestelerden umduğunu bulamadığı için mi bilinmez, “Gönül”ü bir kez de basında gündeme getirmişti. 



Bu demece Şerif Yüzbaşıoğlu ve Cenk Taşkan’ın yanıtları ise bir hayli sert olacaktı:


Şerif Yüzbaşıoğlu: “Ajda saçmalıyor! ‘Gönül’ plak olmuş bir şarkıdır ve Ajda’nın bu iddiası saçmadır. Gencebay Türkiye’de ünlü bir müzisyen. Ajda, Gencebay’ın bir bestesiyle yarışmaya katılırsa, belki onu Avrupa çapında da meşhur edebilir. Kaldı ki Orhan Gencebay bestelerine akor koyuyor, daha geniş orkestrasyon da yapıyor... Fena mı?..”


Cenk Taşkan: “Ajda benimle görüştüğünde de ‘Gönül’den söz etmişti. Parçalarda aradığı Akdeniz havasını Gencebay’ın bestelerinde buluyorsa haklı olabilir. Çünkü Mısır’ın da Akdeniz bölgesinde toprakları var. Madem Ajda gitmek için işi yokuşa sürüyor, versinler bana Nükhet Duru’yu, gidip ilk on arasına girelim.”



TRT'ye teslim edilen şarkı sözlerinin basına yansıması için fazla zaman geçmesine gerek kalmadı. Böylece o güne dek ortalıkta dolaşan söylentilerin yerini somut bilgiler alıyordu. Şerif Yüzbaşıoğlu’nun sözlerinin büyük ihtimalle eşi Şenay tarafından yazılması beklenen şarkısında söz yazarı olarak hiç umulmayan bir ismin, Adnan Yumuk’un imzası vardı. Şarkı “Olsam” adını taşıyordu.


Melih Kibar’ın bestesinin sözleri, zaten bilindiği üzere Çiğdem Talu tarafından yazılmıştı ve şarkının adı “Cennet”ti.


Turhan Yükseler’in sözleri Fikret Şeneş tarafından yazılan şarkısı ise “Sevgi Nedir, Nasıl Sevilir?” adını taşıyordu.


Cenk Taşkan’în bestesinin sözlerini de Fikret Şeneş yazmıştı. Ancak bu şarkı Taşkan’ın daha önce adını telaffuz ettiği “Hoş Geldin Dünyama” değildi; “Bir Dünya Ver Bana” adını taşıyan bir başka şarkıydı.


Atilla Özdemiroğlu’nun bestesine beklendiği üzere Şanar Yurdatapan tarafından söz yazılmıştı. “Pet’r Oil” adını taşıyan şarkının sözleri o yıllarda yaşanan petrol darboğazını anlatan, politik göndermelerle dolu, esprili bir şarkıydı ve beş şarkı arasında sözleri en çok şaşırtan bu olmuştu. Okuyan hiç kimse bu sözleri Ajda’ya yakıştıramamış, herkes onun böyle bir şarkıyı nasıl söyleyeceğini merak etmeye başlamıştı.


Şimdi sıra bestelerin stüdyoda kaydedilip, bantlarının TRT’ye teslimine gelmişti. Teslim edilecek beş şarkının halkın önüne çıkmadan Beste Ismarlama ve Eleme Jürisi tarafından üçe indirilecek olması heyecanı bir kat daha arttırıyordu.



"Ajda Pekkan Yalnız Kalmayacak"

Herkes bestelerin TRT’ye son teslim tarihi olan 18 Ocak’a odaklanmışken, Ajda Pekkan, o güne kadar suskun kalmayı tercih edecekti. Kimseyle görüşmek istemiyordu. Yakın çevresinden alınan haberlere göre Ajda’nın kendisine karşı düzenlenen bir “komplo”dan bahsettiği söyleniyor, ancak söz konusu “komplo”nun kimler tarafından ve ne maksatla düzenlendiği konusunda kimse bir fikir yürütemiyordu. Çok belli ki zamanın gittikçe daraldığı o günlerde, tedirginlikler, huzursuzluklar iyiden iyiye artmıştı. Kim bilir belki de Ajda Pekkan, üzerine aldığı sorumluluğun ne kadar ağır olduğu konusunda gün geçtikçe daha fazla fikir sahibi oluyor ve bu da ister istemez onu baskı altına sokuyordu.


Bestelerin teslim tarihi olan 18 Ocak’tan bir gün önce, TRT’nin göreve başlayalı bir ayı henüz doldurmuş olan yeni Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu ve Ajda Pekkan bir araya gelecek ve basının karşısına çıkacaktı. 



Şarkıların hazırlık aşamasında aktif rol oynamayan TRT, bazı çevreler tarafından Ajda’yı yalnız bırakmakla suçlanıyordu ve bu basın toplantısı bir nevi iddiaların aksini ispat için yapılmış bir gövde gösterisi idi. Ajda’nın eserlerin teslimden hemen önce söyleyeceği son sözler merakla bekleniyordu. Nitekim o da şarkılar hakkında daha önce hiç vermediği kadar bilgi verecekti bu basın toplantısında.


Ajda Pekkan sözlerine, Eurovision’u “sportif” bir yarışma olarak ele aldığını, amacının Türkiye’yi milyonlarca kişiye, en iyi şekilde tanıtmak olduğunu, bu ulusal görevde el birliği ile destek beklediğini söyleyerek başlayacaktı. 



Ardından besteler hakkında sorular soruldu. Ajda “Ne yazık ki kolektif bir çalışmaya giremedik, fikir alışverişi yapamadık,” diyerek Atilla Özdemiroğlu ve Şerif Yüzbaşıoğlu’nun bestelerini henüz dinleyemediğini manidar bir dille ifade etti.

Dinlediği şarkılar hakkında yorum yapması istendiğinde ise “Üçü de nefis... Hepsini çok beğeniyorum,” diyerek orta yolu bulmaya çalışacak ama ısrarlar karşısında dinlediği her şarkı için ayrı ayrı da yorum yapmak zorunda kalacaktı.

Ajda Pekkan ve TRT Genel Müdürü Doğan Kasaroğlu

“Cenk’in bestesi nefis bir latin disco havasında. Ayrıca introduction (giriş) kısımlarında kulağa çok hoş gelen Türk ezgileri var. Çok sükse yapabilir yarışmada. Melih’in parçası nefis Türk ezgileriyle hazırlanmış. Çok çok sempatik bir parça. O da Eurovision’da ilgi çekici olacaktır kuşkusuz. Turhan’ın parçası çok Avrupai, Abba tarzı nefis bir parça.”


Ya diğer parçalar? Bestelerini duymasa bile sözleri okumuştu Ajda.

“Şerif Yüzbaşıoğlu’nun 'Olsam' adlı bestesinin sözleri çok güzel bir şiir. Ama beste ile ne derece uyum sağlayacak, dinlemeden bilemem. 'Pet’r Oil', fikir olarak çok güzel, harika. Ancak bence sivri bir konu. Uluslararası bir yarışmada çok şimşekleri çekebilir. Bu yüzden beste seçilirse ki Atilla Özdemiroğlu’ndan çok güzel bir şey çıkacağından yüzde yüz eminim, belki sözlerin değişmesi için öneride, istekte bulunabilirim.”


Ertesi gün takvimler 18 Ocak Cuma gününü gösteriyordu. Heyecanla beklenen gün nihayet gelmişti. Saat 13:00’da İstanbul Radyosu’na eserini teslim etmek üzere gelen ilk isim Cenk Taşkan oldu. Ardından sırasıyla Turhan Yükseler, Melih Kibar, Şerif Yüzbaşıoğlu ve Atilla Özdemiroğlu geldiler ve hazırladıkları bantları Bülent Özveren’e imza karşılığı teslim ettiler. 



Dananın kuyruğu böylece kopmuştu. Bestecilerin görevi şimdilik bitmiş, beş besteden üçünün seçilmesi için top tekrar jüriye atılmıştı.

DEVAM EDECEK

GELECEK BÖLÜM: "DOLMUŞ MÜZİĞİNE BİR ŞAHESER HEDİYE EDİLDİ!"

YAZI DİZİSİNİ İLK BÖLÜMÜNDEN İTİBAREN OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Yavuz Hakan Tok

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme