Sufle Röportajı

"ALATURKA, ARABESK MELODİLERDEN ARTIK KAÇMIYORUZ" 


(Milliyet Sanat dergisi Haziran 2023 sayısında yayımlanmıştır.) 

Göksu Taşçeviren ve Mustafa Atik’in ODTÜ’de sıra arkadaşlığıyla başlayıp müzik ortaklığıyla devam eden macerası 10 yıldan fazladır devam ediyor. Grubun ismini tiyatroda kullanılan sufle kelimesinden yola çıkarak koymuşlar ama YouTube’da sufle araması yapılınca şarkılarının arasında onlarca tatlı tarifi videosu çıkmasından da şikayetçi değiller. Sufle’yle müzik yolculuğunu, yeni albümünü ve gelecek projelerini konuştuk.   


Yavuz Hakan Tok: O yıllarda ODTÜ’nün sosyal ortamı etkili oldu mu müzikle uğraşmanızda?

Mustafa Atik: Özellikle ilk yıllarımızda o sosyal ortam çok güzeldi. Şenliklerin bile etkisi vardır müzik yapmak istememizde. Sevdiğimiz grupları sahnede izledik ve biz de onlar gibi olmak istedik.

Göksu Taşçeviren: ODTÜ’de ne tür müziğe ilgi duyuyorsan o tür müzikle ilgili bir şeyler yapabileceğin topluluklar vardı. Biz topluluklara pek girmedik ama ben bir ara caz korosunda şan eğitimi aldım. Biz daha çok Mustafa’yla çimlerde müzik yaparak başladık bu işe.

Mustafa A.: ODTÜ kampüsü kurtarılmış bölge gibiydi. Göksu yurtta kalıyordu, benim ailemin yanında ama her gün dersim olsun olmasın sabah kalkıp okula giderdim. Orada zaman geçirmeyi seviyordum.


Y.H.Tok: Nasıl başladınız birlikte şarkı yazmaya?

Mustafa A.: Aslında Göksu’nun da benim de öncesinde yazdığımız şarkılar vardı. İkimizin de şarkı yazdığını fark edince birlikte bir şeyler yapalım diye yola çıktık. Hiç işin eğlencesinde değildik, çalalım eğlenelim diye değil, birlikte şarkı yazalım diye başladık.

Göksu T.: Evet biraz idealisttik. Hatta her hafta sistematik bir şekilde çalışmak için buluştuğumuz bir dönem oldu.


Y.H.Tok: 
Aslında bahsettiğiniz yıllar Türkiye’de ‘eller havaya’ popun zirve yaptığı dönemdi ve genç müzisyenler için oradan ilerlemek de daha kolaydı. Siz niye o yola hiç girmediniz? 

Mustafa A.: Popla pek ilgili değildik ikimiz de. Şenliklerde de en iyi konserler ‘rock’ gruplarının verdiği konserler olurdu. En iyi onlar coşturur, en iyi onlar çalar, izlerken en çok onlardan zevk alırız. Bizim de hayallerimiz arasında hep büyük açık hava konserlerinde ‘headliner’ grup olmak vardı.

Göksu T.: Tabii biz işe ‘rock’ yaparak başlamadık. ‘Bossanova’ türünde, yumuşak şarkılar yazıyorduk o dönem. Mustafa bazen metal gruplarında da çalıyordu, o daha ‘rock’ müziğin içindeydi. Ben ona sakin şarkılar dinleterek onu da bu yöne çekmiş oldum. Bir gitar bir vokal olarak o müziği yapmak daha kolaydı, bir orkestra kurmamıza gerek kalmadı.

Mustafa A.: “Köprü Altı” da öyle çıktı aslında. Çok sert bir şarkı normalde. Biz kendi tarzımızda çalarken böyle daha güzel tınladığını fark ettik.


Y.H.Tok: 
“Köprü Altı” yıllar önce Duman’ı geniş kitlelere tanıtan şarkı olmuştu. 2013 yılında bu şarkıya yaptığınız farklı ‘cover’ sizin de tanınmanızı sağladı. Kırılma noktası bu ‘cover’ oldu diyebilir miyiz?

Mustafa A.: Evet, kesinlikle. Beklemediğimiz bir ilgi gördü o video. Bu da bizi yaptığımız işe daha fazla bağladı. Daha profesyonel bir yere gitti çalışmalarımız. O videonun yayılmasıyla beraber haftanın beş günü bir yerlerde sahneye çıkmaya başladık. Ne bir ekibimiz vardı ne menajerimiz. Gelen postaları ben cevaplıyordum. Sadece o şarkı sayesinde Sivas’a, Gaziantep’e, Antalya’ya, bir sürü yere konser vermeye gittik. Ekipsiz ve menajersiz olmamıza rağmen.


Y.H.Tok: 
İlk albümünüz 2017 yılında yayınlandı. Yani ilk tanınırlıktan dört yıl sonra. Neden bu kadar beklediniz?

Mustafa A.: “Köprü Altı”ndan sonra çok teklif geldi bize. Genellikle bu tarz ‘cover’larla devam etmemizi istediler. Biz sadece ‘cover’ yapan bir grup olarak anılmak istemiyorduk ve o kapıyı direkt kapattık. Kendi şarkılarımızı yapmak istiyorduk. O yüzden uzadı süreç çünkü henüz kendi şarkılarımızı profesyonel biçimde kaydetmeyle ilgili tecrübemiz yoktu.

Göksu T.: ‘Kendi şarkılarınızı yapacaksanız da bu tarz yapmalısınız. Buradan para kazanırsınız,’ baskısıyla karşı karşıya kaldık. Biz açık hava grubu olmak istiyorduk, o yüzden de o tarzda devam etmek istemiyorduk. Daha enerjik, daha coşkulu şarkılar da yapmak istiyorduk.


Y.H.Tok: 
İlk albüm “Pus”ta ana akım bir müzik firmasıyla yola çıktınız. Yani amatörlükten profesyonelliğe resmi olarak geçiş yaptınız. O geçiş kolay oldu mu sizin için?

Göksu T.: Albüm anlaşması imzalamak, klip çekimi yapmak gibi şeyler tabii ki heyecanlandırdı bizi ama o dönemde firmalar sanatçılarının her şeyiyle ilgilenme halinden uzaklaşmaya başlamışlardı artık.

Mustafa A.: Pek bir şeye müdahale etmediler o yüzden. ‘Ne istiyorsanız yapın,’ dediler bize. Bizim istediğimiz şarkıya klip çekildi mesela. Ona bile karışmadılar, çok serbesttik. Kendi kendimize ilerledik, kendi kendimize öğrendik. Tabii şirket bağlantıları sayesinde birden 50-60 bin kişilik konserlere çıkmaya başladık. O çok farklıydı bizim için.


Y.H.Tok: 
Butik bir grup olarak kalmak mı yoksa kitlelere mâl olmak mı?

Mustafa A.: Eskiden beri hayalimiz geniş kitlelerin tanıdığı bir grup olmaktı. Onu istiyorduk ama yakın zamanda daha farklı, daha butik projeler de yapmaya başladık. Daha özgür olabileceğimiz yerleri ayırmak istiyoruz.

Göksu T.: Butik olmanın kendine göre güzelliğini ve avantajını zamanla fark ettiğimiz için orada da var olmak istiyoruz. Herkesin tanıdığı, dinlediği bir grup olmayı, binlerce kişilik konserlere çıkmayı tabii ki hep istedik, hâlâ bunun için uğraşıyoruz ama o durumun zorluklarını da gördük. Her şarkı çıkarışında hep kaygılı olmak, yazıp çizerken insanlar ne ister, severler mi, beğenirler mi diye düşünmek de zor.


Y.H.Tok: 
Yeni albümden bahsedelim mi şimdi biraz da?

Mustafa A.: Albümün adı “Karanlık Pop”. Sekiz şarkıdan oluşuyor. Tamamı bizim elimizden çıkan bir albüm bu. Şarkılar, düzenlemeler, kayıtlar… Aslında yedi şarkı olacaktı ama albümü plak olarak basmak niyetimiz var, o yüzden sekize tamamladık.

Göksu T.: Bu albüm bizi olgunlaşmaya götüren bir albüm oldu bence. Bu işi niye yaptığımızla, ne üretmek, nasıl görünmek istediğimizle ilgili birçok şey kafamızda oturdu.

Mustafa A.: Biz hiçbir zaman tam olarak ‘rock’ müzik yapmadık ama ucundan kıyısından hep göz kırptık. Bu albümde onu bıraktık. Aslında müzikal anlamda ilk başladığımız döneme döndük denebilir. Bu albümde elektronik pop ve ‘R&B’ tınıları var. Aslında yeni pop diye adlandırılan tür diyebiliriz.

Göksu T.: Ama arabesk tınılar da var. Albümü karanlık popa dönüştüren şey de o aslında. Alaturka, arabesk melodilerden artık kaçmıyoruz. Eskiden kaçmaya, daha Batı müziği yapmaya çalışıyorduk ama biz arabesk, alaturka dinlemeyi de seviyoruz. Bu defa bu konuda kendimizi özgür bıraktık.


Y.H.Tok: 
Albümün tamamen ikinizin elinden çıktığını söylediniz. Gerçekten yok mu bir ekip?

Mustafa A.: Gerçekten yok. İşin güzelliği de orada zaten. Ev stüdyosunu kurduktan sonra kapandık eve. Gitarları kaydettik, vokalleri kaydettik, klavyeleri, davulları yazdık. Sadece albümün ‘mix’ ve ‘mastering’ aşaması Uğur Yelkenci’nin elinden çıktı. Bizim dışımızda en büyük katkı onun. Onun da çok fikri, yönlendirmesi vardır albümde.

Göksu T.: Başka kim var sorusuna kimse yok diye cevap vermeye bayılıyorum bu arada. Yıllardır hayal ettiğimiz bir şeydi bu.

Mustafa A.: Bugüne dek yaptığımız işlerde çok yardım aldık ama her aldığımız yardımda iş bizden biraz daha çıktı çünkü biz çok söz dinleriz. Biri bir şey söylediğinde, bir bildiği vardır deyip yaparız. O yüzden daha önce hep birilerinin fikirlerine yöneldik. İlk defa bu kadar özgürce ve kendi bildiğimiz gibi bir iş yaptık. Bu bizim çok hoşumuza gidiyor.


Y.H.Tok: 
Bir de hâlen devam eden Alaturca Club projeniz var. Biraz da onu anlatır mısınız?

Mustafa A.: Açıkça söylemek gerekirse bizi yurt dışı festivallerine götürecek bir şeyler yapmak istiyorduk ama Sufle olarak oralara girmek pek kolay olmayacaktı. Bir sene Sziget Festivali’ne gitmiştik. Orada gördüklerimizden çok etkilendik ve biz burada nasıl sahneye çıkarız diye düşünmeye başladık. Kendimizce bir şeyler yapıyorduk aslında ama sonra etnik-elektronik müzik yapma noktasına gelince fikrimizi Nurettin Çolak’la paylaştık. Arkadaşımızdı zaten bizim. Alaturca Club böyle ortaya çıktı. Üçümüzden oluşuyor aslında.

Göksu T.: Çok da iyi bir yere doğru gidiyor. Yayınladığımız her parça çok iyi tepki aldı. Bu işte özgün olmaya, bu tarz müzik yapanlara benzememeye çalışıyoruz.


Y.H.Tok: 
Başka ne projeler var Sufle cephesinden gelecek?

Göksu T.: Bu albümden sonra hem albüm şarkılarının akustik versiyonlarının hem de yeni birkaç şarkının yer alacağı akustik bir albüm daha yayınlayacağız. Eylül ayında da bir Avrupa turnesi var. En çok heyecanlandığımız şey o. Şimdi böyle sakin anlattığımıza bakmayın, ilk haberi geldiğinde çıldırıyorduk. Albüm çıktıktan sonra şarkıların dinleyiciye ulaşmasını beklemek gerekiyor. Sufle tarafı bu anlamda sakinleşecek. O sırada da biz diğer projelere yöneleceğiz. Benim solo şarkılarım var, Mustafa’nın solo elektronik şarkıları var. Alaturca Club devam ediyor bir yandan. Bunlara yoğunlaşacağız.     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder